Bahçıvan: “İthal hayranlığı ile yerli fetişizmi arasında sıkışmanın çaresi; Yerli ama Evrensel”

Bahçıvan, Sanayi Kongresi’nde dünyada “yerlilik” kavramının yükseldiğine işaret etti:

 

“İthal hayranlığı ile yerli fetişizmi arasında sıkışmanın çaresi; 

Yerli ama Evrensel”

 

 

İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) küresel rekabetteki gelişmeler ve oluşan yeni fırsatlar konusunda yol göstermek amacıyla düzenlediği 14. Sanayi Kongresi Haliç Kongre Merkezi’nde başladı. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan “Gölgesinde ‘yerelin’ ve ‘yerliliğin’ yeşeremediği globalizm artık sorgulanıyor. Üretimin dünyada ve Türkiye’de yeniden önemsendiği, unutulan yerlilik anlayışının hatırlandığı, doğru yola yeniden girildiği bir süreçteyiz” dedi.

Bahçıvan: “İnsanı odağına alan, bütünsel kalkınmaya dayalı, temelden ve kapsamlı bir dönüşümü hedeflemeliyiz. Bu üretim anlayışı, İSO olarak savunduğumuz yerli üretimin tanımıdır. Bu, aynı zamanda ithal ürün hayranlığı ile yerli üretim fetişizmi arasında yaşadığımız sıkışmayı aşacak yöntemdir.”

 

İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) küresel rekabetteki gelişmeler ve oluşan yeni fırsatlar konusunda tüm sanayicilere yol gösterme vizyonuyla interaktif formatta düzenlediği İSO 14. Sanayi Kongresi, Haliç Kongre Merkezi’nde başladı. “Yerli ama Evrensel, Bugün Ama Gelecek” ana temasıyla “yerlilik” kavramına vurgu yapan etkinlik, İSO Meclis Başkanı Zeynep Bodur Okyay ve İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın ev sahipliğinde çok sayıda sanayicinin katılımıyla gerçekleştiriliyor.

Kongrenin açılış konuşmasını yapan İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, 80’li yılların sonunda iki kutuplu dünya düzeninin sona ermesinden, 2008’deki küresel ekonomik krize kadar uzun süren çarpık bir küreselleşme sürecine hep birlikte tanıklık edildiğini, finansın öne çıktığı, üretimin geri plana itildiği bu dönemde küreselcilik kavramının yükselen değer olduğunu, yerlilik anlayışının ise itibarsızlaştırıldığını söyledi.

Bununla birlikte gölgesinde “yerelin” ve “yerliliğin” yeşeremediği globalizmin artık sorgulanmaya başladığına dikkat çeken Bahçıvan, “Bir Afrika atasözü, ‘Yolunuzu bulmak için bazen kaybolmanız gerekir’ diyor. Bugün artık üretimin dünya genelinde ve Türkiye’de yeniden önemsenmeye başladığı, doğru yola yeniden girildiği bir süreçteyiz. İSO olarak üretime dayalı ekonomiye önem verirken, çalışmalarımızı ve projelerimizi; Türkiye’mizin güçlü bir endüstri ülkesi olması hedefiyle yürütüyoruz. Bu çalışmalarımız kapsamında, ‘Yerlisi varken, neden ithal edelim?’ diyerek, yerli üretimi ve yerli ürün kullanımını desteklemek en öncelikli hedeflerimiz arasında yer alıyor. Türkiye’de bir zamanlar Yerli Malı Haftası ile yerli üretim ve yerli malı kullanımı teşvik edilirdi. Bu anlayış çarpık küreselleşme sürecinde maalesef unutuldu. Dünyada rüzgar bugünlerde korumacılık ve ticaret savaşlarından yana eserken, unutulan bu anlayışın ülkemizde de yeniden hatırlanmasından daha doğal bir şey olamaz” diye konuştu.

 

“Ne kadar üretirsen o kadar güçlüsün”

Kamu ve özel sektör projelerinin alımlarında yerli ürünlerin tercih edilmesinin ve yerli sanayinin desteklenmesinin, birçok sektörde dışa bağımlılığı azaltacağına işaret eden Bahçıvan, “Bu yaklaşımın milli gelir, istihdam, ödemeler dengesi ve ülkemizin uluslararası rekabet gücü üzerinde de olumlu etkiler yapacağı bir gerçektir. “Ne kadar üretirsen o kadar güçlüsün.” Bu güç tanımlaması, dünyanın en önemli gerçeklerinin başında geliyor. Elbette ki sadece üretmek yetmiyor. “Nasıl bir üretim?” sorusuna vereceğimiz yanıt da günümüzün acımasız rekabetçi dünyasında büyük bir önem taşıyor. 21.yüzyılın dünyasında ihtiyaç duyduğumuz üretim: Yüksek katma değerli, ileri teknolojiye dayalı, kaliteli, verimli, güvenli, çevreye duyarlı, dışa bağımlılığı azaltan, dünya standartlarına uygun bir üretimdir” diye konuştu.

Dünya pazarlarında rekabet edebilen güçlü bir Türkiye’nin sadece sanayicilerin değil bu topraklarda yaşayan herkesin ortak hayali olması gerektiğini vurgulayan Bahçıvan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunun için, üretimde yapısal bir dönüşüm ve sıçramayı başta siyasi otoritenin desteği ve teşviki olmak üzere tüm paydaşlarımızla birlikte gerçekleştirmemiz gerekiyor. Geliştireceğimiz Ar-Ge kapasitesi, patent sayımız, bilgi ve enformasyonu etkili kullanabilmemiz, sosyal sermayemiz ve insanımızın niteliği; üreteceğimiz ürünün kalitesini de belirleyecektir. İnsanı odağına alan, bütünsel kalkınmaya dayalı, temelden ve kapsamlı bir dönüşümü hedeflememiz gerekiyor. Böylesi bir üretim anlayışı, İSO olarak savunduğumuz yerli üretimin tanımını da ortaya koymaktadır. Bu tanım aynı zamanda ithal ürün hayranlığı ile yerli üretim fetişizmi arasında yaşadığımız sıkışmayı aşmaya yönelik yöntemi göstermesi açısından da çok önemlidir.

 

“Küyerel” veya “Glokal” yaklaşımını savunuyoruz

İSO olarak yerli üretimi ve yerli ürün alımını “yerel” ile “evrensel” arasındaki denge ve uyumu gözeterek savunduklarına da işaret eden Bahçıvan, sözlerini şöyle tamamladı: “Bir başka ifadeyle, milli olanın içe kapanmaya doğru dönüşmesi, evrensel olanın da yereli yutmaya doğru dönüşmesi gibi bir risk ve tehlike karşısında; her ikisini de içeren Küyerel veya Glokal şeklinde bir yaklaşımı savunuyoruz. Hepimizin malumu olduğu üzere, dansta müziğe uymayanın ayağına basarlar. Yerli üretim bir dans ise; evrensel standart ve kalite ölçüleri de bu dansın müziğidir. Uzun sözün kısası: Yerli üretim dansını, evrensel standart ve kalite ölçülerini içeren müzik eşliğinde yapmak günümüzün dünyasında artık hepimiz için artık bir zorunluluk.”